Bazen insan, hayatın gürültüsünden uzaklaşabileceği bir yer arar.
Kimsenin acele etmediği, zamanın biraz daha yavaş aktığı, birkaç dakikalığına da olsa dünyanın bütün telaşını kapının dışında bırakabileceği bir yer…
Bazen bir kitap olur bu yer.
Bazen bir hikâye…
Bazen hiç tanımadığımız bir yazarın birkaç cümlesi, bize kendimizden bir parça hatırlatır.
İşte Düş Sandığı, böyle bir yer olsun diye kuruldu.
Yorgun bir günün ardından evinizde dinlenirken uğrayabileceğiniz, canınız sıkıldığında saatlerinizi yalnızca sosyal medyada tüketmek yerine kendinize küçük de olsa bir şey katabileceğiniz bir köşe…
Burada kitaplardan söz edeceğiz.
Bazen yeni keşfettiğimiz bir kitabı tanıtacak, bazen sayfaları arasında kaybolduğumuz bir eseri anlatacağız. Kitabın konusundan, yazarının hayatından ve eserlerinden bahsedecek; merak ettiğinizde onu nereden ve nasıl edinebileceğinizi paylaşacağız. Eğer eser yasal olarak ücretsiz erişime sunulmuşsa, ulaşabileceğiniz kaynakları da göstereceğiz.
Çünkü inanıyoruz ki bir kitap yalnızca okunup bitirilen sayfalardan ibaret değildir.
Bazı kitaplar insanın düşüncelerini değiştirir.
Bazıları bir sorunun cevabını verir.
Bazıları ise insanın kendisine sormayı unuttuğu soruları hatırlatır.
Son yıllarda hayatımıza giren web romanlar da Düş Sandığı’nın dünyasında kendilerine bir yer bulacak.
Farklı platformlarda yayımlanan, bazen başka dillerde kaleme alınmış romanları keşfedecek; yasal erişim imkânlarını ve okuma seçeneklerini sizlerle paylaşacağız. Özellikle yabancı dilde yayımlanan eserlerde bulunan otomatik çeviri özelliklerinden yararlanarak, farklı dünyaların Türkçe olarak keşfedilmesine yardımcı olacağız.
Ve elbette yalnızca kitaplardan söz etmeyeceğiz.
Bazen hayattan küçük bir kesit taşıyan bir hikâyenin kapısını aralayacağız.
Bazen bir kıssadan hisse çıkaracağız.
Bazen dini hikâyeler okuyacak, geçmişten günümüze ulaşan anlatıların içinde kendimize bir ders arayacağız.
Kimi zaman güleceğiz.
Kimi zaman hüzünleneceğiz.
Kimi zaman bir hikâyenin sonunda uzun uzun düşüneceğiz.
Çünkü hikâyeler yalnızca anlatılmaz; insanın içinde bir yere dokunur.
Düş Sandığı’nın asıl amacı ise bütün bunların ötesinde.
Buraya geldiğinizde birkaç dakikalığına da olsa kendinize ait bir zaman bulmanızı istiyoruz.
Telefonunuzda sonsuz bir akışın içinde kaybolmak yerine bir kitabın sayfalarında kaybolmanızı…
Bir başkasının hayatını izlemek yerine bir hikâyenin içinde kendi duygularınızı bulmanızı…
Günün yorgunluğunu birkaç güzel cümleyle hafifletmenizi…
Ve belki de buradan ayrılırken yanınıza küçük bir düşünce, yeni bir kitap, güzel bir hikâye ya da içinizde uzun süre taşıyacağınız bir cümle almanızı istiyoruz.
Düş Sandığı’nın kapısı bunun için açık.
Burada acelemiz yok.
İsterseniz bir kitabın peşine düşeriz.
İsterseniz hiç bilmediğiniz bir romanın dünyasına gireriz.
İsterseniz birkaç dakikalığına bir hikâyenin içinde misafir oluruz.
Belki de zamanla burası sizin için yalnızca bir internet sitesi olmaktan çıkar.
Gününüzün küçük bir durağı olur.
Yorgunken uğradığınız, merak ettiğinizde baktığınız, kendinize zaman ayırmak istediğinizde kapısını çaldığınız bir yer…
Düş Sandığı’na hoş geldiniz.
Sandığımızı açtık.
İçinde kitaplar var, hikâyeler var, kelimeler var.
Biraz da hayal…
Her sayfada saklı bir dünya.


Yorum bırakın